Yalandı. Yemin ederim yanlış anladın beni. Onu hep sevdim, sanki bilmiyorsun! Gitsin, bitsin derken ne kadar bunalmıştım. Ya da bunaldım sanmıştım. Bunalmak, yaşarken ölmek neymiş şimdi anladım. Tanrım, neden? Sormak istemedim, hiç sormadım ama özlem hasret o kadar ağır o kadar büyük ki ben ne yapmalıyım bilemiyorum. Sürekli gülümsemeye çalışmaktan boğazımda bin tane düğüm, ne zaman bir şey söyleyecek gibi olsam beynimde bir ton düşünce. Bağırsam bağıramıyor ağlasam yetinemiyorum. Bir daha göremeyip bir daha koklayamamak ne zormuş meğer. Atlattım sanıyorsun, olmuyor. Zamanın onsuz bu kadar hızlı akmasını alamıyor aklım. Ölüm bu denli etkisiz mi bu hayatta. Biraz geriye dönüp zamanı durduramaz mıyız arkadakilerin hatırına? O beni cennetten izlerken benim onu görememem nasıl bir acı biliyor musun? Biliyorsun tabii ya, sen her şeyi biliyorsun. O halde söyle bana yaşarken ölmek ne demek o halde söyle sen hiç yaşadın mı ya da sen hiç öldün mü?
Öyle bir gittin ki sevgilim, ardında kalan herkes gülümsüyor,
Öyle bir yere gittin ki sevgilim, doğan güneş sana imreniyor.
Seni çok sevdim
Ağaç yapraklarının rüzgarla dansında buldum ruhunu
Denizin kumsala çarptığı andaki huzur kollarındaydı
İlkbaharın ilk çiçekleri bedeninde kokardı
Çok sevdim seni
Şarkılar anlamsızdı cümlelerinin ahenginde
Şiirler yetersizdi gözlerinin büyüsünde
Ve ellerin en güzel sığınaktı yağmurun pençesinde
Sevdim çok, seni
Gözlerinde yıldızlar dolaşan çocuk
Kalbinin ritmi en güzel beste
Dudakların en güçlü panzehir
Seni sevdim, çok
Tırnaklarında gizlediğin acılarla
İçine attığın korkularla
Tel tel saçlarınla sevdim
Kim bilebilir kim ne dakar hissedebilir? Gitti. Bomboş bir şey bıraktı içimde. Tüm gözyaşlarımı akıtmam için yeterince büyük hatta tüm anıları resimleri kitapları öpüşmeleri kokusunu koyabileceğim kadar derin. Erkendi, çok erkendi benim için. Ama onun için en iyi zamandı belkide. Son sözü ‘seni seviyorum’ oldu. Ne diyebilirim ki sana sen ben ne kadar anlarsın ki? Bir buçuk yıl. Bir buçuk yıldır hayatımın her yerindeydi. Şarkılar, resimler, yollar, otobüz durakları, sahil kenarı, banklar, ağaç gölgeleri, alışveriş merkezleri, minibüsler, bisiklet ylları, yaz, kış,ilkbahar ve sonbahardaydı. 1 eylülde başlayan peri masalımız prensin ruhunun cennete yükselmesiyle son bulmuştu bir 8 mart gecesi. Kalbim acıyor, boğazım düğümleniyor. Anlatamıyor, anlayamıyorum. Onsuz nasıl yaparım akıl sır erdiremiyorum. Korkuyorum. O beni hep korurdu, o hep bir yerlerdeydi. Elimi tutar sıkıca sarılırdı. Şimdi gökyüzünden beni izliyor. Üzüldüğümü görsün istemiyorum ama olmuyor, derin yara alıyorum her nefesimde. Geçmiyor, alışılmıyor.


